The trick…is to find the balance between the bright colors of humor and the serious issues of identity, self-loathing, and the possibility for intimacy and love when it seems no longer possible or, sadder yet, no longer necessary.
Sshhh our secret!
(Source: vimeo.com)
Expectation/Reality
“Beklentileriniz karşılanmadığı zaman isteklerinizi azaltın” diye bir özlü söz okumuştum bundan 3-4 sene önce. Okuduğumuz her şey tanımadığımız yabancılar tarafından söylendiğinde(özellikle ölmüşlerse) niyeyse hemen inanma/uyguluma evresine geçmemize çok gülüyorum. Hayatımda duyduğum en saçma özlü söz bu sanırım. “İsteklerini azalt, görüş açını değiştir, olmuş şeyi olmamış say böylelikle mutluluğa ulaşabilirsin” mi? Bunun ismi üç maymun bile değil, tamamen kendini kendinden mahrum bırakmak. Bir şeyi istediğimiz zaman onun o istediğimiz şekliyle olmasını istiyoruzdur, istediğimiz şeyin olmamış haliyle gelmesine “elde etmek” pek de denemez. Bu isteğimizin gerçekleşmemesi ve gerçekleşip, bekletilerimizi karşılamaması arasındaki tek fark hevesimizin geçmesidir.
Önceleri beklersin, sahip olduğun şey için zaman vermek istersin sonra değişen hiçbir şey olmadığını gördüğünde insanların “mükemmel yoktur” cümleleriyle karşılaşırsın. Bu hayatta mükemmel diye bir şey vardır sadece,
Mükemmel demek en iyisi demek değildir. Mükemmel demek “uygun” olandır; dünyaya-çevrenize uygunluktan bahsetmiyorum sizin için olabileceklerin en iyi hali için bunu söylüyorum. En kötüsünü bile kabul edebileceğiniz şey, sizin için mükemmeli tanımlar. Ve bundan ödün vermenizi kimse sizden bekleyemez.
Bu gece bunları düşünürken “isteklerinizi azaltın” diyen ölmüş adamın sözlerine saniye kulak asmadan bir şey farkettim ki, bu dünyada kimse herkes için mükemmel değildir; ama herkes, bir kişi için mükemmeldir.

Hayal Et
Bu dünyada her cümlenin bir kullanım ve etki süresi vardır,ve daha sonra artık kurulduğu zamanki anlamını yitirir, içi boş kalıplar haline gelir. İnsanların aksini iddia ettiği ve kesinlikle yanıldığı, süresiz sandığı cümlelerin başındaysa seni seviyorum gelir.
Seni seviyorum, an’a ait bir cümledir. O an kurulması gerekmiştir. Öyle hissedilmiştir yada hissedilmemiştir.Doğru gelinmiştir ve kurulur. Etkisi ses haline geldiği andan itibaren kaybolmaya başlar. Bu değersizliğinden değil, her anın bir gün sönüp gitmesinden kaynaklanır. Ama düşündüğüm zaman; bir cümle var ki, diğerlerinden çok daha uzun süre etkisi kaybolmaz. Öyle bir cümle ki egomuzdan arınalım diye süregelmiş ve söylenir. An’ın etkisinden kaçıp uzaklaşmak için kullandığımızdan olsa gerek, bu kadar uzun süre aklımızda sorgulayıp durmamız..
“Hayal et.”
Bu cümleyi okuduğumuz an neyi? sorusu gelir ilk aklımıza.
Birinci yanılgı: Sanki hayal kesinlikle geleceğe ait olmalıymış gibi imgeler belirir aklımızda. Hayır, şuan olan şeyi hayal edin: bir kuş yüzüyor bir balık uçuyor.
Geçmişte olmuş şeyleri hayal edin. Yüzyıllar, binyıllar öncesinde olmuş şeyleri kurgulayın ama sadece size özgü olsun…
İkinci yanılgı: Kurgulayın ancak bunun için hayalinizin sadece bir görüntü olmasına gerek yok. Biri bize “bir ev hayal et” dediği zaman sanki çizmemiz için bir tuval vermişler ve biz de “şimdi ev için bir kare çizmeliyim ve kare için de düzgün çizgiler” kaygısını beraberinde getiririz.
Bir sesi hayal edin.
Yada dilinize daha önce hiç değmemiş bir şeyi. En zoru da,
daha önce hiç şeklini bilmediğiniz bir şeye, birine dokunmayı hayal edin.
Son olarak bu konudaki nihai yanılgı: Hayal ettiğimiz şeyleri bir başkasina anlatacak kadar onları basit görmemiz. Kaç yaşındaysanız -diyelim 23, sizin kadar o yirmi üç yılı yaşayan kimse olmadı. Küçükken gördüğünüz ve korktuğunuz o palyançoyu kimse görmedi. 10 yaşında kimse boğulma tehlikesi geçirmedi. Şuan bu yazıyı bulmanız kadar tesadüfi olayları yaşamadı. Sizin belki de sahip olduğunuz onca seneyle kuracağınız, belki başkasının on yıl düşünse aklına gelmeyecek ve gelmemeli olan o hayali neden paylaşmak zorunda kalasınız ki, öyle yada böyle konuştuğumuz sizin elinizde olmasa da yaşadığınız hayat, sizin katkısız tek emeğiniz.. Zaten ne zamanki biriyle paylaşma zamanı gelir işte o zaman estetik ve mükemmelliyet çabaları başlar. İçinde estetik kaygının bulunduğu hayale de hayal değil, istek denir ve kesinlikle benimseyemeyeceğiniz şeylerin başında gelir.
Hayal etmenin en güzel yanı, birbirinden dünyalar kadar farklı sonuçların oluşması. Bir deney gibi düşünürsek:
Ben buraya bir “şehir” hayal edin yazsam ve siz bunu okusanız, gözünüzü kapadığınızda kafanızda bir alanı kaplayan binaların yada evlerin ama mutlaka bir denizin olduğu (bu sizi sıradan kılmaz, denizsiz şehir tercih konusu değildir) bir yer gelecek. Bunu okuyan biriniz şehri kumsallara sahip düşünecek, biriniz gökdelenlerle kaplı newyork temalı şeyler düşünücek, bazılarınız gece olan bir anda şehrini yaratacak, bazılarınız da sabah yeni ışıkları pencerelere yansıyan bir yer hayal edecek.
Bir karakter hayal edin. Gözlerinizi kapadığınızda, tanıdığınız birinin karakteri gelmesin aklınıza. Bir karakter yaratın. Tüm kötülüklerin yada iyiliklerin, yalanların yada umutsuzların, kıskançlıkların yada iyimserlerin, eşcinselliğin yada korkunun, fahişelerin yada rahibelerin. Yada bunların hepsinin içinde bulunabildiği bir karakter..
Bir zaman hayal edin. Geçmişi değil, geleceği değil. Kıyafetlerini filmlerden ödünç almadığınız, kalıplara sıkıştırmadığınız… Marjinallikten değil, içinizden geldiği için yapın bunu.
Bunları hayal ettik ve sonrası mı? Ee nasılsa gerçeğe dönmeyecek şeylerden, imkansızlıklardan bahsediyoruz mu?
Öncelikle size büyük şeyler vaad etmediğimi söylemeliyim. Çok sonu olması için başlayan bir yazı olduğunu da söyleyemeyeceğim çünkü;
Sonrası yok. Bir tanrıydınız ve öldünüz ama üzülmeyin çünkü bunun sonu yok çünkü dününüz ve bugününüz aynı olmayacak siz dün tesadüf eseri bunu okusanız ve hayal et cümlesini görseniz belki de bambaşka bir şehir, bir ses, bir karakter, bir zaman yaratacaktınız. İşte bu yüzden etkisini kaybetmeyen bir cümle olarak, sizi her defasında yeniden doğmuş bir Tanrı yapan bir cümle olarak,
hayal et.
En yakın arkadaşınıza, sevgilinize, çocuğunuza ama en çok kendinize kurmanız gereken cümle bu; bir daha hiçbir zaman şuanki gibi düşünemeyecek bunun gibi yorumlayamayacaksınız neden şuana ait ve sınırlı yeteneğiniz olan Tanrı olma ve yaratma güdünüzü kullanmaktan geri durasınız ki?
Bende öyle düşünmüştüm…
(Source: esraucar.blogspot.com)
—
THE WOMAN I LOVE
Maybe I annoy you with my choices
Well, you annoy me sometimes too with your voice
But that ain’t enough for me
To move out and move on
I’m just gonna love you like the woman I love
We don’t have to hurry
You can take as long as you want
I’m holdin’ steady
My heart’s at home
With my hand behind you
I will catch you if you fall
Yeah I’m gonna love you like the woman I love
Sometimes the world can make you feel
You’re not welcome anymore
And you beat yourself up
You let yourself gettin’ mad
And in those times when you stop lovin’
That woman I adore
You could relax
Because, babe, I got your back
Oh I got you
Oh yeah…oh my
I don’t wish to change you
You’ve got it under control
You wake up each day different
Another reason for me to keep holdin’ on
I’m not attached to any way you’re showing up
I’m just gonna love you like the woman I love
Yeah I’m gonna love you.
Yeah I’m gonna love you
You’re the woman I love
(Source: kyletwebster, via vivalalulu)
(Source: hydrotoxicity, via vivalalulu)


